29 Aralık 2010

Kısa İstanbul turu... 1.Bölüm

Mercedes'te çalıştığım yıllarda, kendisi bizim bölümde staj yaparken tanıştığım; önce şef-çırak ilişkisi olarak başlayan ahbaplığımızın, zaman içinde önceleri abi-kardeş, nihayetinde de sıkı bir dostluk kıvamına dönüşmüş olduğu sevgili arkadaşım Ahmet , nam-ı diğer "Kumpel" , dün Almanya'dan beni ziyarete İstanbul'a geldi. Kendisi ile en son bir sene önce Almanya'da görüşmüş ve Hamburg'un dillere destan gece hayatını iki gün boyunca kesintisiz olarak yerinde müşahede etmiştik! İstanbul'da geçireceği süre boyunca kendisine Hamburg'daki gibi hızlı bir gece hayatı vaadedemezdim; ama kendisi Türk olduğu halde yabancısı olduğu bu şehirden bir nebze keyif almasını sağlamak boynumuzun borcuydu elbette. Ahmet'in Sultanahmet'te bir otelde kalmasını fırsat bilerek kendisini, benim çok sevdiğim ve ne zamandır gitme fırsatı bulamadığım tarihi yarımada üzerinde kısa bir tura çıkardım. Artık kıyısından köşesinden de olsa "blogçu" olduğumuz için, tabii ki de boş durmadım; kısa gezimiz süresince bir yandan da sizlerle paylaşmak  üzere hem fotoğraf çekip, hem de kafamda notlar aldım.
Dün akşam saat 18:00'de başlayıp 23:00'e kadar süren kısa turumuz boyunca sırasıyla uğradığımız, bir gün yolunuz düşerse sizin de muhakkak gitmenizi  tavsiye edeceğim üç farklı mekanı, dilim döndüğünce sizlerle paylaşmak istiyorum.

Turumuz başlasın !...

Kebapçı Şeyhmuz
Yolunuz Sultanahmet'e düşerse yemek için ilk akla gelen yer tabii ki de Tarihi Sultanahmet Köftecisi'dir. Tadından da yenmez hani... Lakin bu, işin kolayına kaçmak olurdu.
Bundan bir süre önce, televizyonda milli gurmemiz Vedat Milor'un "Tadı damağımda" programında gördüğüm, üstadın ballandıra ballandıra anlattığı ve  beş yıldız verdiği  bir kebapçı aklımda yer etmişti. Ben Vedat Milor'un programını beğeniyor, rastlarsam da muhakkak izliyorum. 
Kebapçının Çemberlitaş'ın arkasında , Nuruosmaniye'ye inen yol civarında olduğunu hatırlıyordum, ama ismi hatırımda kalmamıştı maalesef. Sora sora Bağdat bulunur derler; biz de esnafa sormaya başladık :
" Yahu buralarda bir kebapçı varmış, televizyona çıktı, şöyle ünlü, böyle ünlü..."
Her sorduğumuz kişi farklı bir yer tarif etti, üstüne üstlük hem de tavsiye etti; ancak hepsinde de henüz  içeri bile girmeden, aradığımız yerin orası olmadığını hemencicik anlayıverdik. Derken, yine kapı ağzında bir esnafa derdimizi anlatmaya çalışırken, yan tarafta ilgisiz gibi duran bir adam, konuştuklarımıza kulak kabartmış anlaşılan, birden o sihirli kelimeyi söyleyiverdi...  
" Şeyhmuz ! "
O an zihnimde bir şimşek çaktı. Evet, aradığımız yerin adı Şeyhmuz'du... Hayırsever vatandaş "Şurdan sola dönün, sokağın içinde" diye, şıp dedi tarif etti, şıp diye o sokağın ağzına geldik, tam dalıcaz... Bu sefer başka bir Allah dostu "Abi orası değil, bir sonraki sokak" diye bizi uyarmasın mı?... Meğersem o da konuştuklarımıza kulak misafiri olmuş... Çemberlitaş esnafının imecesi sayesinde bizim Kebapçı Şeyhmuz'u  nihayet bulduk.  Ve kapısının önüne geldiğimizde , henüz içeri bile girmeden... Anladık ve emindik...  Doğru yere gelmiştik...  


Gelmiştik... ama biraz geç bir vakitte gelmiştik. Bir esnaf lokantası olan Şeyhmuz, saat altı gibi servisi kapatıyormuş. Lakin şefimiz Sedat Bey  kıyamadı, sağolsun bizi içeri buyur etti...


Kebapçı Şeyhmuz , Mardin yöresinin mutfağını sunuyor müşterilerine. Biz sona kaldığımız için, menüde bulunan ana kebap çeşitleri çoktan tükenmişti. Sedat Bey nezaket göstererek bizim için özel kebap hazırlayacaklarını söyledi. Bize de kendimizi Sedat Bey'in  güvenli ellerine bırakmak düştü... Duvarlara , başkaca restoranlarda gördüğünüz türden, görgüsüzce onlarcasından yanyana değil, tek tük olmak üzere gazete küpürü ve şöhretli müdavimlerin resimleri asılmış. Sayısı üçü dördü aşmayan resimler arasında pek sevdiğim  Metin Akpınar'ın orada çekilmiş fotoğrafını da görünce keyfim iyice yerine geldi. Doğru yerde olduğumuzdan  daha bir  emin şekilde, bir  kadeh rakımızı doldurduk ve iştahla kebaplarımızı beklemeye koyulduk...

Şeyhmuz'da tüm kebap çeşitleri "bıçak" diye tabir edilen, elde zırhla çekilmiş kıymadan yapılıyor. Önceden hazırlanmış kebaplar tükenmiş olduğu için, bizim için o an zırhla dövülerek yeni kebap hazırlandı. Öncelikle lokantanın spesiyali olan Şeyhmuz kebabından birer porsiyon yiyerek açlığımızı bastırdık (!) Tabi onun öncesinde kebaplar gelene kadar ; salata, acılı ezme, turşu , maydanoz , manda sütünden yoğurt ve  sumaklı soğan  ile masa çoktan donanmıştı bile. Şeyhmuz kebabı alışıla geldiği üzere şişe sarılarak ince uzun şekilde değil, kocaman bir hamburger köftesi gibi yuvarlak şekilde yapılıyormuş. Ama lezzetini tarif etmek için inanın kelime bulmakta zorlanıyorum; sadece şeklini tarif etmek için bile olsa, kendisini hamburger ile aynı cümle içinde anmış olmaktan şu an hicap duyuyorum.



Ardından, şefin spesiyalitesi, rakının yanında çok güzel gittiğinin özellikle altı çizilen, taze hazırlanmış,  Mardin'in "Bulgurlu" kebabı geldi masaya...



Utanmasak birer porsiyon daha sipariş edecektik. Meze niyetine değil, tatlı niyetine yenecek kadar güzel, farklı bir lezzetmiş bulgurlu kebap ...


Zaten kapanma  saatini geçirmiş olduğumuz için, daha fazla oturmaya yüzümüz olmadı açıkçası. Bıraksalar geceyi orada da noktalayabilirdik. Saat sekiz gibi hesabı istedik. Ne kadar hesap geldiğini merak edecek olursanız, söyleyeyim. İki kişi gittik, dört kişilik yemek yedik; yediklerimizin hepsi spesiyal çeşitlerdendi; ben üç duble rakı içtim ; izzet , ikram , güleryüz müessesedendi ... Herşey dahil 120 TL hesap geldi. Açıkçası bu da bize uygun geldi...

Karnımız tok, güzel duygular içinde, Sedat  Bey'e teşekkürlerimizi sunarak ve muhakkak yeniden geleceğimizin sözünü vererek, saat sekiz buçuk gibi Şeyhmuz Kebap'a veda ettik.

Hafif bir yağmur altında ve kebabın tadı damağımızda(!) , yüzümüz gülümseyerek ve hızlı olmayan adımlarla yürüyerek.. ikinci durağımıza doğru yöneldik...


Arkası yarın...                                                                                                            2.Bölüm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazarak bize destek olabilirsiniz !